Anasayfa Kurumsal Meram Karatay Selçuklu Sergi ve Satış Yerleri Branşlar İletişim Projeler
Tasavvufta Kadın
Ali Bektaş

Esasen bu tasavvuf ve kadın, tasavvufun kadına bakışı konusunu netleştirmeden evvel neden böyle bir başlık aradığımızın altını çizmemiz yerinde olacaktır. Özellikle Hz. Peygamber’in döneminde toplumunda kadın erkeklerden çok da ayrı değildi yani Peygamberimizin etrafında bulunan kadınlar onunla birlikte hareket ederler. İslam’ın tebliğinde ve şekillenmesinde kendi kabiliyetlerini yeteneklerini ortaya koyan sahabe kadınlar vardı. Bu adınlar gerçekten o dönem, toplumun şekillenmesinde herhangi bir erkek kadar mücadele etmiştir. Sadece peygamberimizin eşleri değil, büyük halifelerin, Hz. Peygamber’e yakın şahsiyetlerin kızları eşleri ailelerindeki tüm kadınlar için geçerli bu durum çünkü onlar da o dönem toplumunda en az bir erkek kadar aktiftiler. Yani cephede erkeklerle beraber düşmana karşı kılıç sallayan kadın sahabeler de vardı. Savaşlarda yaralanan kimseleri iyileştirmek üzere çalışan hemşirelik hizmeti veren sahabeler vardı. Hz. Muhammet (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicretinde Hz. Ebu Bekir’e (r.a) yardımcı olan Esma annemiz de bir kadındı, o yolculukta o seyir-u seferde onlara yardım ederdi. Sadece bunlarda değil ilim meclisini süsleyen kadınlar da vardı. Nitekim Hz. Aişe annemiz bunların başında gelir. Erkek egemenliğinin yükselişi ilk dönem İslam toplumunda gerçekten kadın ve erkek arasında bir insan sorumluluğu, bir Müslüman duyarlılığı açısından fark yoktu. Daha sonra Hz. Peygamber den sonraki dönemde raşit halifeler (hulefa-i raşidin) döneminde Müslümanların iktidar olması devlet olması iktidarlaşması, iktidarın erkeklerin egemenliğine girmiş olması kadınlığı İslam toplumunda da ikinci sınıf durumuna düşürmüştür. İşte tam bu noktada hicretin ikinci yüzyılından itibaren ilk ekolleşmeler ilkokullaşmalar İslam tasavvufunda başladığında mutasavvıflar kadını anlamına ulaştıracak bir bakış geliştirmişlerdir. Yani İslam tasavvufunun hicretin ikinci yüzyılında yedinci yüzyılda ve sekizinci yüzyılın başlarında ortaya koyduğu kadın bakışı esasen kadının ilk anlamına yani peygamberimiz dönemindeki kazandığı anlamına geri dönüşün bir göstergesidir aslında.

Bununla şunu söylemeye çalışıyorum; İslam’da kadın ve erkek ayrımı yoktur. Bu şu demektir; kadın ve erkeğin marifetullahı dikkate alınırsa cinsiyetleri önemsizdir. Çünkü İslam mutasavvıfları şunlara inanır, “İster erkek olsun ister kadın bir insan erliğe ulaşarak Allah’ın marifetini tadabilir ve yaşatabilir.” Mesela Hasan Basri ile beraber sıklıkla adı geçen kadın evliyalardan Rabiatül adevi hazretleri en tipik örnekleridir. İslam tasavvufunda çünkü İslam tasavvufu nefs kelimesini Nefs’in kendisini bizzat bir dişil yetenek, bir dişil kabiliyet olarak kabul eder. Hal böyle olunca, nefs’e sahip olan bir erkekte de kadınlık vardır bir kadında da kadınlık vardır. Bu anlamda İslam tasavvufu kişinin kendini gerçeklemesini kişinin kendisini gerçekleştirmiş olmasını dikkate alır ve derki ister erkek olsun ister kadın olsun kendini gerçekleştirmemiş kişi kancıktır. Bu kancık tabiri kaba bir tabirdir ama bunu anlatmak için kullanmaya mecburuz. Aynı şekilde İslam tasavvufunda kendini gerçekleştirmiş ister kadın ister erkek her kişiyi ‘’er kişi’’ olarak kabul eder. Dolayısıyla İslam tasavvufunda bir kadın erkek ayrımı yoktur. Bu şu anlama da gelmez şeriat dediğimiz İslam’ın getirmiş olduğu yaşam kuralları yasaklarını uygulamak konusunda erkek ve kadın arasında bir fark yoktur anlamına gelmez. Tam aksine tasavvuf şeriatı yaşayarak sünnetleri de yerine getirerek daha ince daha dürüst, daha doğru bir İslam yaşayışı anlamına gelmektedir. Yani elbette ki bir kadın başını örtecektir, bir kadın kadınlık hallerinin icap ettiği biyolojik yapısının gerektirdiği hususlara dikkat edecektir. İslam tasavvufu burada kadınla erkek arasında eşitliği de görür pek çok mutasavvıf kadınların biyolojik yapıları gereği düçar oldukları kadınlık hallerinin karşılığının erkeklerde de var olduğunu ancak erkeklerin biyolojik yapılarından dolayı değil, nefislerinden dolayı korkunç sıkıntılarla kadınlarla ortak düzeni paylaştıkları söylenir. Hatta kaba bir tabirle kadınların muayyen günleri olur, Hz. Mevlana der ki; erkeklerde de olur. Ayda birkaç gün olur ama kadındaki gibi biyolojik karşılık bulmaz. Bir fikir bir iç sıkıntısı bir düşünce bir nefis hastalığı biçimde karşılık bulur. Dolayısıyla biyolojik yapısı itibariyle kadınla erkek arasında tamamlayıcılık ve eşitlik durumunu İslam tasavvufu öngörür. Hz. Peygamber zamanındaki değerini kaybettiği için mutasavvıflar tarafından tekrar ortaya konmuştur. Çünkü Hz. Peygamber döneminde sahabeleri arasında kadın hiçbir ayrımcılık yoktu. Onunla görüşmek konuşmak birlikte aynı ortamlarda bulunmak, cepheye gitmek gibi durumlarda erkekler ve kadınlar arasında bir fark yoktu. Sonrada İslam devletleri çağında güç ve siyasi aynı zamanda dini güç de erkeklerin elinde kaldığı için kadına gerçek konumunu tekrar iade etmek ihtiyacı adına böyle bir anlayış geliştirdi. Hz. Mevlana’nın kadına bakışı ne yöndedir? Hz. Mevlana’da ise kadına bakış böyledir. Yani bizzat bir kelime bir kavram olarak Mevlana’ya göre hem erkekler hem kadınlar tarafından paylaşılan bir kavramdır. Çünkü tüm insanlar nefs sahibidir. İnsan ruhu üzerinde, aklı üzerinde, sürekli aktif olmaya çalışan, sürekli onu kendi isteklerine göre yönlendirme mücadelesi üzerinde olan nefse dişi derler. Hz. Mevlana’da aynı bakış vardır fakat Hz. Mevlana gerçek kadın kimliği kişiliği açısından kendi çağında bize göre bile çok yeni sayıldığı için kabullenilemeyecek fikirler bırakmıştır. Bunları böyle söyleyince garip geliyor fakat birazdan açıklayınca bunu sizde anlayacaksınız. Hz. Mevlana’nın diline kadın bir yanıyla marifetullaha ulaşmak için savaşmak gereken nefsin adıdır. Ama anne, doğurmak hüviyeti kabiliyeti olan kadının ulaştığı annelik durumu ise Mevlana’da bütün maneviyatın esas kaynağıdır. Bir rubaisinde “Bizim peygamberimizin yolu yordamı aşktır, biz aşka uyanlardanız. Aşk bizim anamızdır, biz aşkın oğullarıyız. Hz. Mevlana’nın kozmolojisinde ontolojisinde aşk ve özellikle yüceliklere yolculukta olan aşkı insanı bu dünyanın karanlıklarından kendi mizacının karanlıklarından kurtarıp Allah’ın marifetine bilgisine ulaşma sevgisini Hz. Mevlana anneye benzetir. Hz. Mevlana’nın da dahil olduğu din dünya görüşüne bakarsanız anneye değil babaya benzetmesi gerekirdi. Ama aşk bizim annemizdir der. Mesnevi’de bir yerde de 4. ciltte bir mürşidin bir şeyhin bir insanı kâmilin müritlerini derece derece terbiye ettiklerini anlatıyor ve bunu nasıl yaptığını anlatırken, bu eğitimi nohut yemeği pişiren bir kadın örneğini veriyor.

Kadın bir tencereye nohutları doldurur ateşi yakar. Nohutlar kaynadıkça yanmasın diye arada bir ateşten çeker böylelikle nohutlar bir anda kavrulup yanıp gitme tehlikesinden kurtulur hem de yavaş yavaş piştiği için daha lezzetli olur. Hz. Mevlana gerçek mürşidi şeyhi yemek pişiren kadına benzetiyor. İşte onun yemek pişirirken gösterdiği ihtimam ve dikkat hali mürşitlerde de vardır. Şimdi aynı kozmoloji ve ontolojiyle bakılırsa, asla hiçbir kadının şeyh olması mürşide olmasını insanı kâmil olmasını bile kabullenemeyen bir ontoloji içerisinde Hz. Mevlana yepyeni bir şey yapıyor ve sembolik dil dallanıyor mürşidin yaptığı işi kadının yaptığı işe benzetiyor. Bu noktadan bakılırsa Mevlana hazretlerinin dilinde kadın maneviyatta kişiye yolculukta rehberlik eden mürşidin yerine zaman zaman kullanılmıştır. Ancak Mevlana’nın Fihi Ma Fih ve Mesnevi’de diğer eserlerinde bizzat biyolojik olarak başka yaklaşımlar da var. Mesela kadın azizdir, sevgili değildir, kadın mahlûk değil sanki Halik yaratıcı gibidir. İnsanın aziz olması şu demektir. Aziz kelimesi herhangi bir sevgi karşılığını aşan bir kudreti ve yüceliği ifade eder, mesela biz ezan okunduğunda aziz Allah deriz. Bunun anlamı Allah bizim övgülerimizin sevgilerimizin kaplayamayacağı kadar büyüktür. Şimdi Mevlana, kadın azizdir, sevgili değildir derken bunu söyler. Bir erkeğin sevgisi kadını bütünüyle çevreleyemez çünkü kadın Allahın sırrı olan insana hamile olmak ve onu taşımak kudretlerine maliktir. Bir erkeğin bir kadına sen benim sevgilimsin deyip onu hükmü altına alabilmesini Hz. Mevlana çok mümkün görmüyor. Çünkü bir erkek tam olarak kadına bir kadının sevgisinin karşılığını veremez yetmez ona. Bu sözün ikinci kısmında kadın adeta yaratıcı gibidir, halıktır, yaratılmış değil, yaratıcı gibidir. Mahluk değil, sanki yaratıcı gibidir demesinin sebebi Allah’ın yaratıcı sıfatını taşımak kudretine haiz olmasıdır. Nitekim bu görüş ve bakış hem Kur’an’dan hem hadislerden almaktadır. Lokman suresinde bir yerde Lokman Hekim oğluna öğüt verirken anne babana üf bile deme bil ki annen seni 9 ay karnında taşımışdır der. Allah anne babaya hürmet edilmesi gerektiğini anlatırken annenin 9 ay çocuğunu karnında taşıması konu ediliyor. Ama baba onu taşımıyor yani babaya hürmet edilmesi anne yüzündendir. Nitekim Hz. Peygamber’e sahabelerinden biri soru sorar. Kime iyilik edeyim diyor ve Hz. Peygamber annene diye cevap veriyor. Bu soruyu 4 defa soruyor ve sonunda artık babana da iyilik edebilirsin diye cevap veriyor. İşte Hz. Mevlana’nın halıktır, mahlûk değildir, sevgili değildir, aziz deyişinin altında bu sebeptendir. Mevlana’nın düşüncesindeki kadın ile İslam’ın kadına bakışındaki benzerlikler. Peygamber Efendimiz “Cennet annelerin ayağı altındadır’’ der. Mümin erkeklerden cihat eden İslam’ın yükselmesi için namusları ve vatan için savaşarak şehit olanlara cennetin vacip olduğu belirtilir. Bu idrakle yükseltilen cenneti annelerin ayaklarının altına serer. Gerçekten İslam’ın bu bakışı çok yücedir. Hz. Peygamber kendi toplumunda insan olup olmadığı tartışılan, mal ve para gibi alınıp satılan hatta Mekkeli mürşitler için kız çocuğu sahibi olmak utanç duygusuymuş. Kız çocuğu olacak diye şehirden kaçarlarmış. Eğer erkek çocuğu olursa gururla geri dönüyor kızsa dönüp kız çocuğunu gömüyor ve öldürüyor. Şimdi bu kadar kötü bir tutumdan biraz önceki hadis ile yüceltilmeye getirilmiş kadın. Peki hocam, Hz. Mevlana kentinde tasavvuf iklimindeyiz Mevlana’nın kadına bakışını anlattık. Mesnevi’de Fihi MaFih’te Peygamber Efendimizin döneminde benzerliğini benzemesini anlattık yücelttik biz bu durumdan ne çıkarmalıyız Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle buna da değinirsek neler diyebiliriz. Yani şimdi bize geçmişten kalan bu bakış mirasından bizde hiçbir şey yok, ben bunu büyük bir üzüntüyle samimi söylüyorum, bir hayal kırıklığıyla söylüyorum, bizim cemiyetimize, bizim toplumumuza ve toplumumuzda kadınların durumuna bakın, İslam âlemindeki kadının durumuna bakın, biraz önceki söylediklerimizle ilgimiz alakamız yok. Kadın maalesef bugün bizim aramızda da bir meta bir eşya gibi, eşlerimize karşı da öyleyiz, annelerimize, kızlarımıza karşıda öyleyiz ki benim 3 tane kızım var.

Sadece bunlar değil, toplum içerisinde gördüğümüz değil bir kadına karşı böyleyiz bizim için bir cinsel meta kadın, ya da hükümranlığımızı, otoritemizi test edebileceğimiz basit bir unsur gibi maalesef bu bizim için gerçekten utanç ve yüz karasıdır. Çünkü erkek bütün arzularıyla kadına bağlıdır, kadını kontrol eden erkeği de kontrol eder. Modern dünya açısından durum böyle yani kadın toplum içine girsin, kadın ekonomik hayatta yer tutsun, sosyal hayatta er tutsun, bu fikirlerin çok ötesinde bir şey söylüyor Hz Mevlana bize. Kadın erkeğin aynasıdır, eğer bir işte, bir görüşte kadın olmazsa orada bir bütünlük ortaya çıkmaz. Bizim bugün cemiyetimizde kadına dair geliştirilen modern yaklaşımların yahut geleneksel yaklaşımların temelinde de bu var. Bütün bunların hepsinde kadını bir şey, bir araç olarak görüyor. Kadın da erkekde ALLAH’IN marifetine nazaran gerçeklenmek imkânı olan varlıklardır. Bir erkek bu konuda ne kadar hür ve kabiliyetliyse bir kadın da bu kadar hür ve kabiliyetlidir ve yarın cennette yahut cehennemde insanların kadın ve erkek olup olmadıkları sorulmayacak, ne yaptıkları sorulacak, bir erkek bu dünyada hangi imtihanla karşı karşıyaysa bir kadın da karşı karşıyadır. Bizim toplum olarak düzelmek, doğrulmak, ayağa kalkmak gibi derdimiz varsa önce kadınlarımızı, kızlarımızı adam gibi ayağa kaldırmalıyız. Çünkü toplumları anneler yetiştirir, anneler büyütür, anneler değiştirir, anneler bozar...

Tarih : 11 Temmuz 2013 Saat : 14:13

KOMEK
Konya Büyükşehir Belediyesi
Kuruluşudur.
Sıkça Sorulan Sorular
KOMEK Üye Platformu
Kurumsal
Kurs Merkezleri
Akademik Takvim
Konya Büyükşehir Belediyesi
KOMEK İletişim
Yayınlarımız
Dokümanlar
KOMEK Dergi
Logolarımız
Bu sitedeki tüm içerik ve görsel malzemenin telif hakları KOMEK'e aittir. izinsiz kullanılamaz.